II. Abdülhamid Han'ın Liderlik Sırları Mehmet AYDIN 4

SADELİK

Abdülhamid Han'ın göğüsleri geniş, omuzlan kalkık, vücudu

ise zinde ve çevikti. Konuşması gayet sakin ve tane taneydi. Asık

suratlı değildi. Güler yüzü ve tatlı dili ile insanların gönlünü rahatlıkla

alırdı. Kahkaha ile gülmekten hoşlanmazdı. Ve hatta hiç kahkaha

ile güldüğü görülmedi. Tabii ve pek vekarlı bir yürüyüşü var- _13

dı. Gayet nazik, her halinde bir farklılık vardı. Çok hassastı. K a l p •

kırmaktan azami derecede sakınırdı. Zekası ve gönül alıcı muamelesi,

yabancıların da hürmetini kazanmıştı. Bu sebeple işlerini kolaylıkla

yaptırırdı. Hal ve tavrında görülen mükemmelliğe hayran

kalanlar, ona hizmet etmek, işlerini kolaylaştırmak hususunda yarışır

ve aynı zamanda O'na hizmetçi olmakla iftihar ederlerdi. (8)

Giyim zarif ve temiz olmalı, giyimdeki düzensizlik, fikirdeki

dağınıklığa delalet eder.

Yaşına uygun temiz, sade intizamlı giyinmeye çok dikkat ediyor,

üzerinde rütbe gibi şeyleri taşımaktan hoşlanmıyordu. Boynunda

sadece "Hanedan-ı Al-i Osman" nişanını taşıyordu. Kış ve yaz,

önü iki sıra düğmeli, ince veya kalın yumuşak kumaşlardan yapılmış

uzun palto giyiyor, sağlığa en müsait olan kumaşları tercih ediyordu.

Giyim ve kuşamın önemli olduğunu, zarif olduğu kadar temiz

ye itinalı giyenmenin hayatta bir intizam ifade ettiğini söyliyerek,

kıyafetteki düzensizliğin fikir dağınıklığından ileri geldiğini belirtiyordu.

(9)

KUVVETLİ BİR HAFIZA

11. Abdülhamid Han'ın hafıza ve zekası çok kuvvetliydi. Bir kere

gördüğünü, ya da sesini işittiği kimseyi unutmazdı. Kuvvetli hafızası

insanları hayrette bırakacak derecedeydi.

Selanik'teki muhafız askerlerden biri Sultan'ın dikkatini çekmişti.

Bunu bir yerden tanıyor ama nereden...Evet, hatırlamıştı.

Gördüğü Hakkı efendiden başkası değildi. Yıllar ne çabuk geçmişti.

Dünkü çocuk bugün yüzbaşı rütbesine yükselmiş bir asker olmuştu.

Hemen Cevher ağayı yanına çağırarak;

-Ben bu çocuğu tanıyorum. Ben bir kere gördüğümü asla unutmam.

Eminim ki bu çocuk odur. İmparator bana ilk defa misafir geldiği

vakit talimhane Köşkü'nde genç askerlere meç talimi yaptırmış,

misafirlerime göstermiştim. Bu çocuk o zaman pek gençti.

Fevkalade kılıç kullanıyordu. İmparatorun da, benim de pek hoşuma

gitmişti. Bundan dolayı elimle göğsüne altın madalya takmıştım. İşte Hakkı Efendi bu çocuktur. Bir yolunu bulursan kendisinden

sor bakalım, ne diyecek.

Cevher Ağa, uygun bir yolunu bularak Yüzbaşı Hakkı efendiye

durumu anlatır. Hakkı efendi de hayretle,

Evet, ben'im. Fakat nasıl oluyor da beni hatırlıyor? O zaman

çok gençtim. Bugün ise kırk yaşındayım. Saçlarım ağarmış, aradan

yıllar geçmiş. Doğrusu hafıza kuvvetine hayran oldum.. Fakat rica

ederim, bundan kimseye bahsetmeyiniz. (10)

50 YIL ÖNCESİ

19. asrın son yıllarında huzuruna kabul ettiği bir sefire sorar:

-"Ekselans sizi gözüm ısırıyor! Acaba nereden görmüş olabilirim?.."

-Görmüş olabileceğinizi zannetmiyorum, haşmetmeab; belki

yarım asırdan beri memleketinize ayak basmış değilim!..

-Demek yarımasır kadar evvel buradaydınız!...

-Evet, haşmetmeab; muhterem pederiniz Abdülmecid Han

devrinde babam sefarethanenin birinci katibiydi. Bir gün elçilik heyetiyle

beraber huzur-i şahaneye kabul edildiğimiz zaman ben de

babamın yanındaydım ve 9 yaşlarında bir çocuktum.

-Tamam! Ben de o zaman 10 yaşlarında var yoktum ve kafes

arkasından elçilik heyetini seyrediyordum. Demek sizi o zamandan

hatırlıyorum! (11)

9 yaşlarında bir çocuğu, aradan 50 yıl geçtikten sonra hatırlaması

sefiri hayretten hayrete düşürmüştü.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !