II. Abdülhamid Han'ın Liderlik Sırları Mehmet AYDIN

Annesizlik dile kolay...Yaşayan bilir.

Abdülhamid Efendi, bu acıyı daha çocukluğunda yaşar ve bilir.

Sık sık odasına kapanır, onun aldığı hediyelere, onun diktiği

mintanlara yumulur ağlar. Yastıklarda perdelerde onun kokusunu

arar. Duygusallığından mı bilinmez hayallere dalar. Kah annesinin

gölgeden hafif hayali kapıdan girer. Kah kendisi Beylerbeyi sarayına

gider kucağına koşar. Tirimüjgan hanımın ela gözleri parıldar.

Karyolasının altındaki kırmızı kadifeyi göstererek "altına bakmak

istermesin?" diye sorar. Küçük efendi eliyle kadifenin altını tarar ve

içinde gümüş kuruşlar olan keseyi yakalar. Hisli kadın gözlerini kapar

ve ancak bir annenin duyacağı bir hazla "Aslanım" der, "Aslanım

benim"

Bu zarif ve nahif kadın ufak tefek ama vakurdur. Asildir, mütebessimdir,

saygılıdır. Bir Şapsıh* kadını nasıl olursa öyledir işte.

Böylesi ele az geçer ve kaybına ağlanır. Hele anne olursa.

İşte küçük Efendi'nin kendi kendine dertleşip, boyun büktüğü

günlerden birinde kapı gıcırdamadan aralanır ve gölge düşer yanına.

Abdülhamid etendi kendi dünyasındadır ve gelenin farkına bile

varmaz. Bu derin sessizlik ne kadar sürer bilinmez. Birara ziyaretçisinin

farkına varır ve babası ile göz göze gelirler. Abdülmecid Han

sesine en müşfik tonları oturtarak "Ölenle ölünmüyor be oğlum"

der, "dünya yalan iste!" sonra eğilir eliyle gözlerinin yaşını siler.

"Yalnızlık..." der. " y a l n ı z l ı k Allaha mahsus içli oğlum!"

Sarılıp kucaklaşırlar. Abdülmecid Han hassas çocuğunu yanaklarından

öper ve "Evet" der, "annenin yerini tutamaz ama beni

dinlersen gel, Perestu kadına oğul ol" Abdülhamid Efendi "nasıl isterseniz"

der, boynunu büker.

Abdülmecid Han, onu setresinin altına saklayarak Perestu kadının

dairesine götürür. "Sen evlad istiyordun değil mi" der, "al sana

aslan gibi bir oğul"

Perestu kadın dindarlığı ve şefkati ile tanınır, güngörmüştür,

ağırbaşladır.. Çocukları çok sever ama çocuğu olmaz. İşte o gün hayata

yeniden başlar, Abdülhamid Efendi'ye analık yapar. Öyle ki

Abdülhamid Han onu yıllar sonra bile rahmetle anar ve derdi ki:

"Eğer annem yaşasaydı, bana bundan iyi bakamazdı." (1)

Abdülhamid Efendi'nin çocukluğunda başlayan çilesi gün

geçtikçe artarak devam eder. Gençliğinin baharı olan 19 yaşına geldiğinde

babasının ölüm haberiyle bir kez daha yıkılır. Ama o ağır-

10 başlılığı, metaneti ile acıyı yüreğinin derinliklerinde muhafaza et-

• meşini bilir.

Bu acılar kendisini daha da olgunlaştım. Eğitimine daha bir

dikkat eder, oyun ve eğlenceden uzak kalır. Hep okumak, dünyada

olup bitenlerden haberdar olmak ister. Bu nedenle hocalarının ve

ilim ehli insanların anlattıklarını dikkatle dinlemekten kendisini alıkoyan

herşeyden kaçar.

Mektep sıralarında bütün dikkatini derslerine verir. Keskin bakışlarım

hocanın gözlerine diker ve anlattığı her kelimeyi beynine

nakş eder. Olaylar, üzerinde düşünür, anlamadıklarını ders sonrasında

sormaktan çekinmez.

İngiliz Ajanı Vambery'nin tespitleri: "Gür ve ahenkli sesi ile

dinleyicilerini derhal tesiri ve nüfuzu altına almasını bilirdi... Siyah

gözlerini hocasının üzerine dikerek onun ağzından çıkacak her

Fransızca kelimeyi koparır gibi çekip almak isterdi." (2)

Abdülhamid Efendi, aynı zamanda tembelliği sevmeyen faal

bir insandır. Dünyada olup bitenler hakkında en ince teferruatına kadar

öğrenmek isteği kendisini araştırmaya sevkeder. Aynı zamanda

ülke meseleleriyle yakından ilgilenir, zamanın yöneticelirinin samimiyet

derecelerini, yaşam ve idare tarzlarını araştırır, gerçekleri öğrenmeye

çalışır. Bu zengin bilgi birikiminden saltanatı boyunca ziyadesiyle

istifade eder. (3)

II. Abdülhamid Han'ın Liderlik Sırları Mehmet AYDIN

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !