OSMANLI UYGULAMASINDA İNFAZI ÖZELLİK GÖSTEREN HAPİS TÜRLERİ: KAL

Doç.Dr.Mustafa AVCI
OSMANLI UYGULAMASINDA İNFAZI ÖZELLİK GÖSTEREN HAPİS TÜRLERİ: KALEBENTLİK, KÜREK VE PRANGABENTLİK
I-GİRİŞ
Kişisel özgürlüğe (şahsi hürriyete) müdahale ya hukuka aykırı ya da uygun olur. Hukuka aykırı müdahale kim tarafından yapılırsa yapılsın suçtur. Hukuka uygun müdahale ise suçun işlenmesinden önce, yargılama sırasında, hükümden ve infazdan sonra olmak üzere çeşitli aşamalarda söz konusu olur.
Suçun işlenmesinden önceki müdahale, suçun hazırlık hareketleri safhasında veya icra hareketleri başlamış, ancak henüz netice gerçekleşmemiş olduğu durumda yani suçüstü halinde müdahale olarak ikiye ayrılır.
Suçun hazırlık hareketleri safhasındaki müdahaleye önleme hapsi veya yakalaması, icra hareketleri sırasındaki müdahaleye ise cebir ve tazyikle suçun önlenmesi denir (ihmali suçlarda icra hareketlerinin bölünmesi ve suça iştirak düşünülmese de hapsen tazyikle ihmal edilen hareketin icra ettirilmesi mümkündür).[1]
Yargılama safhasındaki müdahale, şüphelinin yakalanması, gözaltına alınması, tutma, adli kontrol, tutuklama, gözlem (müşahede) altına alma gibi koruma tedbirlerini anlatır.
Bir kimsenin suçluluğu tespit edilmiş ve ona hapis cezası verilmişse müebbet veya muvakkat hapis cezası uygulanır. Ceza sorumluluğu mevcut olmadığı için veya ek olarak hürriyeti bağlayıcı güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa bu yaptırımlar da infaz edilir.
Günümüzde ağır hapis, hapis ve hafif hapis şeklinde tasnif edilen hapis cezaları, tarih içinde infaz tarzına göre, ağır işlerde çalıştırmayı[2] içeren hapis anlamında[3] kürek ve prangabentlik, bir kale içinde ikamete mecbur etme şeklinde ise kalebentlik olarak adlandırılmıştır. Kalebentlik, hapisten daha hafif bir ceza sayılan ve şahsi hürriyeti kısıtlayıcı ceza olan sürgün ile hapsi bünyesinde birleştirmiş, ancak hapsin infaz rejiminden daha yumuşak bir rejim öngörülmüştür.
Bu yaptırımların hepsi, hapsin birer infaz tarzı olarak ya süreli, ya da süresiz hüküm şeklinde olur. Süresiz hüküm, mahkumun uslanması şartına bağlı olarak hapis süresinin önceden belli olmaması ve infaz edenlerin takdirine bırakılmasıdır. Süreli hapis ise müebbet ve muvakkat olmak üzere ikiye ayrılır. Müebbet hapis, mahkumun ölümüne kadar devam eder. Muvakkat hapis ise uzun ve kısa süreli olmak üzere alt ayrımlara tabi tutulabilir.
Osmanlı hukukundaki hürriyeti bağlayıcı cezalar, müebbet kürek (katle bedel), muvakkat kürek, süresiz, müebbet ve muvakkat hapis, müebbet ve muvakkat kalebentlik, müebbet ve muvakkat sürgündür. Hafifletici sebeplerin varlığı halinde bir alt cezanın, ağırlatıcı sebeplerin mevcudiyeti ile infaz sırasındaki firar[4] veya başka bir suç işlenmesi durumunda bir üst cezanın verilmesi mümkündür.[5]
Hapsin bu şekilde tasnif edilmesi zarureti, mahpusların boş bırakıldığı takdirde hem bozulmamaları, hem de toplum için bir yük oluşturmamaları için onların emeklerinden yararlanılması düşüncesinden kaynaklanmıştır. Bu sebeple bir geceliğine gözaltına alınan serserilerden (sokak serserilerinin toplattırılıp gece boyu hapsetmek yerine hamam sahiplerine teslim edilerek sabaha kadar çalıştırılmaları söz konusu oluyordu.[6] İstanbul’da dilencilik yapanların çalıştırılmak üzere Anadolu’ya gönderildiğini gösteren ilginç bir belge mevcuttur),[7] ömür boyu kürek cezasına çarptırılanlara kadar bütün mahpusların mümkün olduğunca boş bırakılmaması, böylece emeklerinden yararlanılması cihetine gidilmiştir.
İnfazı tamamlanmış bulunan hükümlünün mükerrirliğinin önlenmesi amacıyla genel güvenlik gözetimi veya görevli diğer elemanlarca (denetimli serbestlikte olduğu gibi) gözetim altında tutulması mümkündür.
II-OSMANLI HUKUKUNDA HAPİS CEZASI
A-KLASİK DÖNEM
Hapis (habs) Arapça bir kelime olup sözlük anlamı yakalamak, tutmak, tutuklamak, alıkoymak,[8] engellemek ve hürriyeti kısıtlamaktır. Yani hapis, tahliye olmanın (serbest kalmanın, hareket serbestisinin) zıddıdır.[9]
Terim olarak hapis, “bir kişinin ev,[10] mescit vb. kapalı bir yerde tutulması, hasmının şahsi takibi ve gözetimine[11] bırakılması gibi yollarla hukuki tasarruflarının engellenmesi,[12] hürriyetin selbi veya takyidi[13] şeklinde tanımlanır. “Hürriyet-i şahsiyeye müteallik cezalardan olan hapis, hürriyet-i şahsiyenin izale ve ıskat olunmasıdır.”[14] “İslâm ceza hukukunda örfen suçluyu mahalli mahsusunda alıkoyup bir tarafa bırakmamak demektir.”[15] “Hapis bir şahsı bir yerde nezaret altında bulundurmaktır.”[16]
İslam hukukunda tazir cezalarından sayılan hapis,[17] Osmanlıda 1858 CK’nın yürürlüğe girmesine kadar ceza kanunlarında nadiren yer alsa da, fetva kitaplarındaki ifadelerden ta’zir cezalarının bir çeşidi olarak uygulandığını görmek mümkündür.[18] Bu araştırmamızda İslam hukukunun kaynakları, Osmanlı devrinde yazılmış fıkıh kitapları veya fetva mecmualarına göre değil, mahkeme belgelerine ve kanunnamelere göre hapis cezası ve özellikle infaz tarzı değişiklik arz eden kalebentlik, kürek ve prangabentlik cezaları üzerinde duracağız.
Hapis ilk zamanlarda ağır suçlarda ya süresiz hüküm olarak uygulanmış, ya da süresi tamamen padişahın takdirine bırakılmıştır.[19] Devlet memurlarının halktan haksız vergi alması vs. zulüm suçları hapisle cezalandırılmıştır. Örneğin bir belde kolluk görevlisi, Müslüman kadını zimmi erkekle zorla evlendirip teslim etse ona ta’zir-i şedit ve hapis cezası gerekir.[20] Aynı şekilde vatandaşı haksız yere hapseden devlet görevlilerine de hapis cezası verilir (1858 CK m.203).
Yolsuz (fahişe) kadınlarla evlenenlerin İstanbul’da durmayıp başka yerlere gitmeleri emredilmiş, aksi takdirde tekrar hapsedilecekleri belirtilmiştir.[21]
Narhtan fazlaya muamele[22] ve karaborsacılık yapanlar hapis cezasıyla cezalandırılıyor, malları da piyasa fiyatından satılıyordu.[23]
Mükerrir suçlular daha önce hapis cezası çekmiş ve ıslah olmamışsa, bundan sonra işlediği suç karşılığı olarak hapis cezasının infaz tarzı ağırlaştırılıyor ve kalebentlik cezasına hükmediliyordu.[24]
Tespit edebildiğimiz kadarıyla kanunnamelerde hapis ilk defa, Bosna Kanunnamesinde kalpazanlık suçunun cezası olarak (uzun süreli anlamında “habs-i medîd şeklinde) yer almıştır.[25] Ekonomik suçlarda, örneğin et stoku yapan kasap, eksik gramajlı ekmek çıkaran fırıncı, noksan tartan oduncu gibi piyasadaki güven ve istikrarı bozan faillere para cezaları yanında hapis cezasının da verildiği görülmektedir.[26]
I. Selim Kanunnamesi m.4/4’de kamu yararı gözetilerek hapis ve para cezasının birlikte veya seçimlik olarak uygulanması öngörülmüştür. “Eğer bir kimsenin oğlun öpse veya yoluna varıp söylese muhkem tazir edip ağaç başına bir akçe alına, eğer habs dahi etseler kadı maslahat gördüğü yerde edeler.”[27] Aynı Kanunnamenin 8. maddesine göre; “Bir kişi avretin yoluna varıp yahut evine girip saçın çekse veya donun veya destarın alsa ba’de’s-sübut muhkem tazir edip dahi hapsedip Dergâh-ı Muallâ’ya arz edeler.” m.23 ikinci cümle; “eğer baliğ olan atasın ya anasın darp etse ba’de’t-tazir hapsedip yüz akçe cürm alına.”[28] Bu Kanunnamenin 33. maddesi müttehem ve mazınne olanların tutuklanmasını, m.50 ise hakim kararı olmadan kimsenin tutuklanmamasını emretmektedir.[29]
Kanuni Kanunnamesi m.10’ göre: “Kız çeken, kız-oğlan çekmeye bile gelen kimesneleri zindana dögeler, ondan aşgarlık ceza edeler.”[30]
m.20’de I. Selim Kanunu, m.4/4’teki, m.60’ta ise m.23’teki hükümler tekrarlanmıştır. Bu üç maddede hapis cezası görülmektedir.
m.76 ve 87 tutuklamayı düzenlemekte, m.116 kişi güvenliği ilkesini tekrarlamaktadır. “Kadı marifeti (hakim kararı) olmadan kimesneyi ehli örf taifesi hapsedip incitmeye.”[31]
m.123/2 ise, vahim suç veya kaçma ihtimali yoksa, kefaletle salıvermeyi düzenlemektedir. “Ve habs edecek yerlerde kefil bulunurken habs etmeyeler, Dergah-ı Muallama arz edip ilam edeler, meğer ki, şenaat-i azime ola, firar ihtimali ola, kefil dahi bulunmaz ola, (ol vakit) habs edeler.”[32]
1091/1680 tarihli IV. Mehmet Kanununa göre, “Taallül edip her zaman et bulundurmayan kasabı muhkem hakkından gelinerek ta et bulunca(ya kadar) hapsedeler, et bulmasına rıza verip bulup hazır edinceye değin hapisten salıvermeyeler.”[33] Bu hükümde hapis ile tazyik kurumunu görmekteyiz.
B-1254/1838 TARİHLİ ASKERİ CEZA KANUNU
Sultan II. Mahmut devrinde yapılan 1838 tarihli Askeri Ceza Kanunu, Fransa’nın 1790 yılından itibaren ilan ettiği emirnamelerin tercümesi yoluyla oluşturulmuştur.[34] Hukukumuza süresi önceden belirli hapis cezaları, bu kanunun kabulü ile girmiştir.[35] Bu kanuna göre hapis cezası gerektiren suçlar ve yer aldığı maddeler kısaca şöyledir:
Yirminci Bendin 10. maddesine göre, çapulculuğa engel olmamak suretiyle görevi ihmal eden zabit, rütbe tenzili ve üç ay hapis cezasına çarptırılır. 16. maddeye göre; suça konu eşyayı kabul etmek yine rütbe tenzili ve 1 yıl hapis,
Yirmi birinci Bent m.1’e göre; zimmet suçuna 3 yıl hapis, ordu hizmetindeki ekmekçinin ihmaline 6 ay hapis,
Yirmi ikinci Bent m.1’e göre; askeri eşyaya sahip olmadığı için çalınmasına sebep olana 1 ay, ikinci defasında üç ay, üçüncü defasında ise iki sene, m.12’ye göre; özel talimatı tağyir suçuna 6 ay, m.13’e göre genel talimatı tağyir suçuna 1 sene hapis,
Yirmi dördüncü Bent m.6’ya göre, tekasül (taksir) ile firara sebebiyet suçuna 6 ay, firar eden mahpus işkence ile ceza olunacak makuleden ise firara sebep olan 1 yıl hapis ile cezalandırılır.
Disiplin hapsi bu Kanunun Dördüncü Bendi m.8’de şu şekilde yer almıştır: “Meclis-i murafaada merasim-i adaba şayan olan hürmetten iraz ederse reisü’l-meclis ... ta’zir ve bir miktar cerime ile tecrim veyahut cerimeden başka cürmüne göre 8 güne kadar hapse dahi vaz...”
Yine bu Kanunun İkinci Bendinin 6. maddesine göre: “İttifak ile olan itaatsizlik bilahare muhalefet ve mukavemete mebni olur ise fesadın muharriklerine 5 sene, ol muharrek (tahrik olunan topluluk) kumandanın üçüncü defa eylediği teklif-i itaate teslimiyet ve itaati kabul etmezler ise 2 sene demirebent” cezası öngörülmüştür.
Beşinci Bent I. Fasıl m.3-6’ya göre hırsızlık için 3 sene, yağmada 2 sene, soygun (nehb ü garet) suçunda ise 5 sene demirebend (prangabentlik) cezası öngörülmüştür.[36] Aynı Bendin II. Faslı m.7-8’e göre ise, adını yanlış kaydettirenler için 5 sene demirebend cezası öngörülmüştür.
C-TANZİMAT DÖNEMİ CEZA KANUNLARINDA HAPİS
Hapis cezasının Osmanlıda etkin bir yaptırım olarak kabulünde Tanzimat dönemi (1840, 1851, 1858 tarihli) ceza kanunlarının önemli payı olmuştur.[37]
1-1256/1840 Ceza Kanunu: 1840 CK’da hapis cezası ile ilgili genel hüküm yoktur. İkinci Fasıl m.2’ye göre bağy suçunun cezası tazir nevinden olup, idam cezası verilirse Padişah onayıyla infaz edilebilir, idam cezası müebbet küreğe çevrilebilirdi. Üçüncü Fasıl m.1’de sövme suçunun cezası 5-25 gün hapis veya tevbih şeklinde seçenekli olarak, m.5’de adiyen müessir fiile l5 günden 3 aya kadar, iftiraya 5-45 gün hapis cezası öngörülmüştür.
Aynı Kanunun Dokuzuncu Fasıl m.1’e göre vergisini vermeyen, verinceye kadar hapis ile tazyik, m.2 kolluk güçlerinin davetine mazeretsiz uymayanlar 10-40 gün hapsedilecektir. Aynı Faslın 3. maddesine göre devlet memurlarına silah çekmek, On birinci Faslın 1. maddesine göre de yol kesmek ve eşkıyalık gibi daha önce idam cezası gerektiren suçlar için suçun ağırlığına göre belirlenen kürek cezası öngörülmüş,[38] On ikinci Fasıl m.2’de kişi güvenliği kavramı vurgulanmıştır.
2-1267/1851 Ceza Kanunu: Bu kanunda hapis cezasının süresi belirlenmeyip tamamen hakimin takdirine bırakılan maddeler vardır. Örneğin İkinci Fasıl m.2’ye göre tahkir suçuna verilecek hapis cezasının süresi belirtilmemiş, aynı maddedeki iftira suçunun cezası ise 5-45 gün hapis olarak belirlenmiştir. Üçüncü Fasıl m.19’da da hapsin süresinin takdiri hakime bırakılmış, bir süre belirlenmemiştir.[39]
Hapis cezasında süresiz hüküm usulünü andıran maddeler vardır.[40] Örneğin: Birinci Fasıl m.15; adam öldürmede fer’i şerik kadın ise ıslah-ı nefs edinceye kadar kadınlara mahsus hapishaneye konulacaktır.
Noksan dirhem kullanan, narhtan fazlaya eşya satan, hakaret ve sövme suçlarını işleyenlere verilecek hapsin süresi kanunda gösterilmemiştir. Örneğin İkinci Fasıl m.2’de adiyen müessir fiil suçunun cezası olarak ihzar ve hapisten başka dayak cezası da öngörülmüş, ancak hapsin süresi belirtilmemiştir.
Toplum için tehlikeli kimselere ait önlemlere benzer hükümler vardır. Örneğin Üçüncü Fasıl m.13’e göre: “...kendisinden emniyet-i ahali meslub olduğu halde tedip ve terbiyeleri iltimas olanlar şahsına göre bir sene müddetle nefy ve tağrip ve prangabent olunup eğerçi, bu misillü eşhas müddet-i merkume içinde ıslah-ı nefs edip kendisinden emniyet hasıl ettirerek ahaliden kefil verebilirse sebili tahliye ve bu surette salahı zahir olmadığı takdirde salah hali zahir oluncaya kadar müddeti temdit kılına.”
Üçüncü Fasıl m.7’de, vergisini zamanında ödemeyenlerin hapsen tazyiki öngörülmüştür.
m.16’da: ağır hasta olanların evlerinde geçirecekleri sürenin hapisten mahsubu, m.17’de ise mahpusun fakir olması halinde masrafının hazineden karşılanması öngörülmüştür.
m.19’da ölçü ve tartıda hile suçu mükerrirlerinin hapis cezasıyla cezalandırılmaları öngörülmüş, ancak hapis süresi belirlenmemiştir.[41]
1840 ve 1851 ceza kanunlarındaki hapis cezasının şer’i hukuktan, 1858 ceza kanunundaki hapis cezasının ise Fransız hukukundan geldiği iddiası vardır.[42] Ancak son kanunun da Şeriata aykırı olmadığı söylenebilir.
3-1274/1858 Ceza Kanunu: Bu kanunda ceza hukukunun genel hükümleri (m.1-47) mevcut olup, hapis de bu genel hükümler içinde tanımlanmıştır. m.34’te hapis cezasını tarif edilmiş, bu ceza adi ve mevsuf olmak üzere ikiye ayrılmış, adi hapis cezasının 24 saat (1 gün) ile 3 sene arasında değişebileceği belirtilerek asgari-azami haddi konulmuştur.[43] Mevsuf hapis cezası ise kürek ve kalebentlik şeklinde infaz edilen türüdür, hapsin bu türleri 3-15 yıl arasında değişen süreler için hükmedilebilir.[44]
Suçların cinayet, cünha ve kabahat şeklinde tasnif edildiği bu kanuna göre hapis cezası cünha ve kabahat suçları için verilebilir. Kabahatlerde 1-7 gün, cünhalarda üst sınıra kadar hükmedilebilir.[45]
m.7’ye göre; müebbet nefy mahkumu firar ederse, cezası müebbet kalebentliğe, müebbet kalebentlik mahkumu firar ederse, cezası müebbet küreğe çevrilir.
m.40’da ceza sorumluluğu (temyiz kudreti) olmayan küçüklerin kefaletle veli veya akrabasına teslimi güvenlik tedbiridir.[46] Kefalet gösterilmezse küçük faillerin polis marifetiyle ıslah-ı nefs zımnında münasip bir müddet (süresiz hüküm) hapsedilecekleri belirtilir.
m.40/2’ ye göre işlediği suçun farik ve mümeyyizi olup henüz buluğa ermemiş küçüklerin işlediği suç, ölüm veya müebbet kürek veya kalebentlik yahut sürgün cezasını gerektiriyorsa 5-10 yıl hapis cezası verilir, muvakkat kürek, kalebentlik veya sürgün gerektiren bir suç ise 1/4’ ten 1/3’e kadar indirilerek hapis cezasına çevrilerek uygulanır.[47]
1858 CK’ya 14.08.1913 tarihli Kanun-u Muvakkat ile bir fıkra eklenmiş ve evlenme için mahkemeden izinname almadan evlenenlere bir aydan altı aya, akdi icra eyleyenlere de iki aydan bir seneye kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür.[48]
Zimmet suçu bakımından hapis, nefy ile seçimlik ceza olarak ve memuriyetten yasaklanma cezası ile birlikte uygulanması örneği görülmektedir.[49]
Hapis sürelerinin hesaplanmasında bir gün 24 saat olarak kabul edilir, ay ve yıl hesabı (mahkumun lehine olacağı için) hicri takvime göre yapılır.[50]
Tanzimat dönemi kanunlarına kadar süresiz hüküm şeklinde öngörülüp, hakimin takdiri ile tespit edilen hapis cezası bu kanunlarda süresi alt ve üst sınır olarak netleşmeye başlamıştır. Yine bu döneme kadar tali bir ceza iken özellikle 1858 CK ile cezalar sisteminin belkemiğini oluşturacak düzeye gelmiştir.[51]
III-HAPSİN İNFAZININ ÖZELLİK GÖSTERDİĞİ DURUMLAR
A-KALEBENTLİK
1-Genel Olarak: Kalebentlikle ilgili bilgiler Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yer alan ve 13 ciltten oluşan Kalebentlik Defteri Serisi içindedir. Yaygın olarak uygulanan hapis cezasından ayrı olarak düzenli kaydı olmayan ve yüksek rütbeli memurlarla ulemanın sürgün edilmesine dair örnekler de vardır. Bu ceza genellikle bir yönetici veya kadının Sultana önerisi (ilam veya hüccet) ve Padişah fermanı ile icra edilirdi. Ayrıca 1135-1256/1722-1841 yıllarına ait 44 ciltten oluşan kalebentlik defterleri serisi ile bu serinin dışında kalan ve Kepeci 678’de bulunan 1115-1122/1703-1711 yıllarına ait defterde Divan-ı Hümayun tarafından verilen kalebentlik ve sürgün cezalarına ait hükümleri bulmak mümkündür.[52]
Kalebentlik hapsin infazının özellik gösterdiği durumlardan ve tazir cezalarından biridir.[53] Kalebentlik cezası ile hapis cezasının kale içindeki zindanda yerine getirilmesi ayrı şeylerdir.[54] Çünkü zindandan tahliye edildiği halde kaleden ayrılmaması emredilen kişiler vardır.[55] Adalarda bulunan kalelerde çektirilen kalebentlik cezasına da cezirebentlik denir.[56] Narha aykırı mal satmak suçunda itiyadı olanlara cezirebentlik cezası verildiğine dair örnek şudur: “...Edirne bakkallar pazarbaşısı kendi halinde olmayıp daima esnafı tahrik ile nizamına mani ... birkaç defa nefy ve icla ve... kalebent olunup... yine ıslah-ı nefs etmeyip Mehmet ıslah-ı nefs edinceye dek Bozcaada’ya cezirebent...”[57]
Kalebentlik uygulamalarına Osmanlı öncesi dönemde de rastlanır. İbn Bîbî tarihine göre, Selçuklu döneminde Konyalı Sahib Ata Fahrüddin Ali b. Hüseyin vezirlikten uzaklaştırılıp tutuklanmış, önce Saraydan Emir-i dâd’ın evine, oradan da Osmancık Kalesine gönderilmiştir.[58] Memluklular devrinde Kahire Kalesinde esirler ve siyasi suçlardan mahkum olanlar hapsolunurdu.[59] Yine İran Moğollarında (1220-1350) asi prensler ve emirler nefy ve kalebentlikle cezalandırılmışlar, siyasi hasımlar ise demirden kafesler içine konulmuşlardır.[60]
Suçluların bir kale sınırları içinde hapsedilmesi anlamına gelen ve Osmanlıda XVIII yy. dan itibaren belirli ölçüde uygulanmaya başlanan[61] kalebentlik cezası,[62] suçluların surlarla çevrili kaleden dışarı çıkmamak üzere bir şehir veya kasabada oturmaya mecbur tutulmaları sebebiyle bir çeşit hapis; kendi memleketlerinden uzak kalelerde bulunmaları yönüyle de bir çeşit sürgün cezasıdır. Ancak kalebentlik sürgüne göre daha ağır bir ceza olarak kabul edilir. Kalebentlik cezasına da mahalli kadılar tarafından hükmedilir, ancak kadıların verdikleri kararlar sadaretin tasdikinden geçtikten sonra infaz edilirdi. Bazen kadının kalebentlikle cezalandırma isteğini Sadrazam “vaki ise diyar-ı ahara nefy ve iclası için hüküm” diyerek sürgün cezasına çevirirdi.[63]
Kalebentliğe mahkum olanların cezası, devletçe belirlenen kalelerde çektirilir (1858 CK m.25). Tanzimat’tan önce de uygulanan bu ceza, sonraki ceza kanunlarında da görülmektedir.[64]
Kaleler emniyetli olması itibariyle, şehirlerin güvenliğinin sağlanması ve çeşitli tehlikelere karşı korunmasında, devlete ve tüccarlara ait bir takım resmi evrak ile değerli eşyaların saklanmasında ve çeşitli suçlardan dolayı mahkum olmuş veya tutuklanmış[65] kişilerin muhafazasında önemli rol oynamıştır.[66]
Fransızlar Osmanlıda uygulanan usule hakiki kalebentlik; mahkumların kimseyle görüştürülmemesi (adeta hücre hapsi) şeklinde uygulanana ise adi kalebentlik derler.[67]
2-Kalebentlik Cezası Gerektiren Suçlar: Kalebentlik cezası bazen idama mahkum olanların cezasının hafifletilmesi ve kalebentliğe çevrilmesi şeklinde oluyordu. 1199/1785 tarihli bir buyrultuda hırsızlığı alışkanlık haline getirmiş Arap Beşir adında bir şahsın katline bedel Magosa kalesinde kalebent edilmesi emredilmiştir.[68] Gıda maddelerinin tağşişi veya eksik gramajlı gıda maddesi imali itiyadi suça dönüşürse Müslüman faile kalebentlik,[69] zimmi faile ise kürek cezası verilmiştir.[70] İstanbul’a gelen koyunlardan bütün kasapların satın almaları, bütün hayvanları bir kişinin alarak diğerlerini mahrum bırakmamasına dair nizamı bozan kasaba[71] ve medreseye fahişe getiren sohtalara kalebentlik cezasının verildiğini görüyoruz.[72] Nitelikli zimmet (ihtilas),[73] miri malı çalmak[74] ve rüşvet suçları[75] kalebentlik ile cezalandırılmıştır.
Kalebentlik ağır bir ceza olmasına rağmen, rüşvet suçu için verildiğinde hafif bir ceza olarak algılanmaktadır. Örneğin rüşvet alan bir Çuhadar mübarek günlere hürmeten Magosa’da kalebent edilmiş,[76] bir kimseyi gizlice öldürerek tarlaya defneden kişiye de kalebentlik cezası verilmiş, ancak daha sonra tamaha mebni salıverilmiş, maktulün kardeşinin şikayeti üzerine yeniden yargılaması ve cezalandırılması istenmiştir.[77] Mükerrrir suçluların kalede hapsedilmesi ve asla salıverilmemesi istenmiştir.[78]
İstanbul’a göç yasaklanmış, taşradan göç edenlerin mahalle imamları tarafından kolluk görevlilerine ihbar edilmesi, bu kimselerin yakalanarak ifadelerinin alınması; vali, hakim, naip veya murabahacı zulmünden dolayı göç ettiğini söylerse durumun gizlice araştırılması, vali zulmü sabit görülürse, şiddetli ceza ile tenkil ve tedip; hakim zulmü sabit görülürse hakimlikten azil, memuriyetten müebbet men ve müebbet hapis ile kalebentlik; ayan ve murabahacıların zulmü sabit görülürse malvarlığının müsaderesi ve katl cezası verilecek, yakalanan şahıs yalan söylemiş ve yukarıda unvanları geçen görevlilere iftira etmiş ise kendisi siyaseten katl cezasına çarptırılacaktır. “...taşradan bila ferman ev göçü ile gelen bazı kimesneler... hin-i istintakta eğer vali ve kuzat ve ayan ve murabahacı gelmelerinden şikayet eder ise... sahih olduğu surette vülattan ise eşedd-i ukûbet ile tenkil ve tedip ve kuzattan ise azil ve ceride-i kazadan ismi hâkk olunmakla iktifa olunmayıp kala-i baideye müebbeden habs ve kalebend ile tağrip olunacakları ve ayan ve murabahacı güruhundan iseler bila aman katl ve mal ve emlakleri miriden zapt ve saire muceb-i ibret kılınacakları ve eğer şikayet eden şahıs bade’t-tefahhus kavlinde kazip olur ise bila aman siyaseten eşedd-i ceza ile onun katl olunacağı...” [79]
Eşkıyalıktan vazgeçenlere hoşgörülü davranılıyor, ancak kendiliğinden teslim olmayan eşkıya liderleri mahkemeye sevk ediliyor, suçlu bulunanlara idam, sürgün, kalebent, cezirebent ve küreğe konma gibi çeşitli cezalar veriliyordu.[80]
Kalebentlik cezası Tanzimat dönemi kanunları içinde sadece 1858 CK’da yer almış,[81] m.25’te. “Kalebentlik hapis ile nefy cezalarını cami bir ceza...” şeklinde tanımlanmış ve cinayet (cürüm) nevinden suçların cezası olarak öngörülmüştür. m.23’e göre “müebbet kalebentlik devletçe tayin olunan kalelerin birinde mücrimin ila vefatihi mahbusen tevkif olunmasıdır.” m.24 muvakkat kalebentliği 3-15 sene arasında belirlemiştir. Süresiz hüküm şeklinde bir türü kanunda mevcut olmasa da, uygulamada yer aldığını görürüz.[82] Müebbet kalebentlikte hükümetin izni olursa mahkum ailesini yanına alabilir (m.28/2).
m.68vd. rüşvet, m.82: miri malı çalmak, m.85-86: zimmet, m.87 kolluk memurlarını başka işlerde istihdam, m.103 işkence, m.148 resmi belgede, m.149 resmi damga ve mühürde sahtecilik, m.165 kasten yangın çıkarmak gibi suçlar için kalebentlik cezası öngörülmüştür. Dikkat edilirse bu kanunda çok ağır suçlara kürek, biraz daha hafif suçlara kalebentlik, orta ağırlıktaki suçlara hapis ve sürgün, kabahat nevinden hafif suçlara ise zaptiye nezareti veya para cezası verildiği görülecektir.
3-İnfazı: Hüküm kesinleştikten sonra infaza başlanır, tutukluluk süresi muvakkat kalebentlikten mahsup edilir. Haksız yere kalebent edilenlerin itirazı dikkate alınarak tahliye edildiklerine dair örnekler de vardır.[83]
Önceden kanunla belirlenmiş kalelerden biri Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce tespit edilir. Mahkumlar, zaptiye nizamatının sağladığı imkanlar dahilinde yani firar ve benzeri durumlar olmamak şartıyla kale halkıyla bir araya gelip konuşabilir, dışarıdakilerle haberleşebilir, kale içindeki mabet vb. yerlere gidebilirler. Davalarının duruşmasına bir memur refakatinde gönderilir, meslek ve sanatlarını icra edebilirler, ancak meşakkatli işlerde çalıştırılmaz, teşhir edilmez ve demire vurulmazlar. Kale içindeki arazilerden kiralayarak bir şeyler yetiştirebilir, ailelerini yanlarına alabilir, bekar olanlar evlenebilirler. Ancak kalelerin her birinde farklı uygulamalar da mevcuttur.[84]
Kalebentlik cezasının infazı sırasında mahkumun yeni bir suç işlemesi halinde cezası daha ağır bir ceza olan küreğe çevrilir.[85]
Muvakkat kalebentlik cezasına mahkum olanlar mahkum oldukları süreyi tamamlayınca; müebbet veya süresiz kalebentlik cezası alanlar, ya affedilmeleri, ya da yakınları veya güvenilir mahalle sakinlerinin kefaleti ile serbest bırakılabilir.[86]
1247 yılına kadar mahpusların iaşesi için devletin tahsisatı olmadığından, ahaliden hayır sahiplerinin verdiği sadaka akçesinden her gün her mahpusa bir paralık ekmek ve birer kase çorba verilir, adak etleri eşit olarak paylaştırılırdı.[87] Ancak bu tarihten sonra mahkumların masraflarının devlet bütçesinden karşılanması esası benimsendi.[88]


B-KÜREK CEZASI (PENAL SERVITUDE ON THE GALLEYS)
1-Genel Olarak: Klasik dönem Osmanlı kanunnamelerinde ve şer’i hukukta yer almayan,[89] fetva mecmualarında rastlanmayan[90] ve hapse göre daha ağır bir ceza olarak kabul edilen kürek cezasının[91] ne zaman ortaya çıktığı ve nasıl geliştiği konusunda henüz yeterli bilgiye sahip değiliz.[92] Bu cezanın Batıda XVII. yy.da ortaya çıktığı ve çok ağır olduğu için bu cezadan kurtulmak maksadıyla mahkumların kendi ellerini veya kollarını kestikleri, bu durumun yaygınlaşması üzerine 1677’de kendi elini kesmenin suç olarak kabul edilip ölüm cezası ile karşılandığı iddiası vardır.[93]
Osmanlıda kürek, hapis cezasının daha ağır bir tarzda infaz edilmesidir. “çayırda bağlı bir re’s bargiri serika ve ... ahz ve ihzar-ı şer’ oldukta... ikrar eylediğin... mezbura kat’ı yed lazım gelmeyip ancak salah-ı hali zuhur edinceye değin habsolunmak iktiza eylediğine... kazasker... ilamı mucebince ıslah-ı nefs etmek üzere Tersane-i Amirede küreğe vaz’...”[94]
Buharlı makinenin icadından önce gemiler yelkenle hareket eder, hava şartlarının müsait olmadığı zamanlarda ise kürekle yürütülürdü. Osmanlı donanması büyümüş ve harp sebebiyle yeni gemi yapma ve mürettebatını karşılama ihtiyacı çok fazla gemici ve kürekçi personelin bulunmasını gerektirmiş, gönüllü olarak çalışacak yeterli eleman bulunmadığı zamanlarda avarız vergisi,[95] harp esirleri[96] ve köleler (forsa); bunlar da yetmediği zaman suçlular bu insan gücünü karşılamakta kullanılmıştır.[97] Makinenin icadından sonra suçluların gemilerde istihdamı usulü terkedilmiş, ancak kürek tabiri cezanın infaz tarzı olarak kullanılmaya devam etmiştir.[98] XVI. yy.da esir ve suçluların konulduğu Tersane Zindanı[99] üç bölümden ibaretti. Birinci bölümde gemi inşasında çalıştırılan sanatkârlar, ikinci bölümde hiçbir sanatı olmayan ve donanmada kürek çekmeye mecbur olanlar kalıyor, üçüncü bölüm ise hastane olarak kullanılıyordu. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili olan ve dışarıdan bakıldığında çatıları görünen zindanların duvarlarında pencere olmayıp, ışığı tepede bırakılan camlardan alıyordu.[100]
Gemilerde kürek çektirmek suretiyle cezalandırmak, hidemat-ı şâkkadan (penal servitude) sayılır ve hapisten daha ağır ceza olarak kabul edilir.
XVI. yy.dan itibaren yaygın bir ceza haline gelen kürek,[101] önceleri siyaseten katli gereken suçlulardan başka mahpuslara uygulanırken,[102] 1572 İnebahtı deniz savaşı mağlubiyetinden sonra, eleman sıkıntısı sebebiyle idam ve dayak cezası mahkumiyetlerinden çevrilerek uygulanmıştır.[103] Bu takdir bazen genel hükümler şeklinde olmakta ve belli suçları işleyenlerin küreğe mahkum olacakları belirtilmektedir. Siyaseten katle müstahak olanlarla yaşlı ve malul kimselerin küreğe konulmaması, suçlulardan mağdurun hakkı alındıktan (zarar tazmin ettirildikten) sonra küreğe konulması istenmektedir. Hükümlerde iyice araştırılmadan ve suçu tespit edilmeden hiç kimsenin küreğe konulmaması hususu önemle vurgulanmaktadır.[104]
2-Kürek Cezası Gerektiren Suçlar: Kürek cezası hapis cezasının bir infaz tarzı olmasına ve tazir suçları karşılığı verilmesine rağmen, bazı had (örneğin hırsızlık) ve kısas cezası gerektiren suçların cezalarının da küreğe çevrilmesi örnekleri vardır.[105] İkrar ile sabit olan hırsızlık suçunda fail, sonradan ikrarından dönmüş ve şüphe sebebiyle had cezası yerine kürek cezası verilmiştir.[106] Halka zulüm,[107] gasp,[108] hırsızlık[109], zimmet,[110] kumar, irtidat, mahpusun firarına yardımcı olmak, içki ve sarhoşluk,[111] kasten adam öldürme,[112] kastın aşılması suretiyle adam öldürme,[113] yaralamaya iştirak, yağma (hırabe: yol kesmek suretiyle eşkıyalık)[114] livata, ırza geçme ve tasaddi, resmi evrakta sahtecilik,[115] kalpazanlık, casusluk gibi suçlara kürek cezası verilirdi.[116] Zina kastıyla eve girenin küreğe konulmak üzere İstanbul’a gönderilmesi istenmiştir.[117]
Resmi narhtan fazlaya mal satmak müebbet kürek cezası ile karşılanıyordu.[118] Fiyatları yükseltmek amacıyla müşteri kızıştırmak (neceş)[119], düşman ülkesine harp aletleri, at ve zahire verilmesi yasaklanmış, bu yasağa uymayanlar kürek cezasına çarptırılmıştır.[120]
İflâs edip tefecilerin eline düşenlere azami %15 faiz öngörülmesine rağmen tefeciler, %40, 50 gibi miktarlarla halkı daha da zor duruma düşürüyorlar, bunları köle gibi çalıştırıyorlar, karşı gelenleri ise hapse attırıp ömür boyu zindanda kalmalarını sağlıyorlardı. H. 1018 tarihli bir adaletnamede %15’ten fazla aldığı sabit olan tefecilerden faizin geri alınacağı, sahiplerine iade edileceği ve tespit edilenden fazla faiz almaya devam edenlerin tutuklanıp başkente gönderileceği ve müebbet küreğe konulacağı belirtilmektedir.[121]
Aynı adaletnamede karaborsacıların, vilayete dışarıdan mal getirenleri şehir girişinde karşılayıp mallarını istedikleri yerde satmalarına fırsat vermedikleri, düşük fiyattan kendilerine satmaya zorladıkları, sonra da halka yüksek fiyattan sattıkları belirtilmiş, bu hareketleri yasaklanmış, yasağa uymayanların müebbet küreğe konulacağı ifade edilmiştir. Yani üreticilerin mallarını bizzat pazarda satabilmeleri fetva-yı şerif mucibince tanınmış bir hak olarak kabul edilmiş, bunu engelleyen kişi Müslüman ise kalebentliğe, gayrimüslim ise küreğe konulmuştur.[122]
Günümüzde önemsiz sayılan ve küçük cezalarla geçiştirilen ormandan ağaç kesme,[123] su yollarını kirletme[124] ve alenen şarap içme gibi suçlara bile kürek cezası verilmiştir.[125]
Ölüm cezası kürek cezasına çevrilebilirdi. Bazı hallerde reayanın sürgün ve kürek cezaları katle bedel tutuluyor yani ölüm cezası sürgün veya kürek cezasına çevriliyordu.[126] Osmanlı devletinde hür insanları kaçırıp köle olarak satma yaygınlaşıp itiyat haline getirilince, bunu önlemek için verilen hapis ve kürek cezaları idam cezasına çevrilerek ağırlaştırılmıştır.[127]
1840 CK İkinci Fasıl m.1’e göre, 1-5 sene (muvakkat) kürek, m.2’ye göre müebbet kürek, İkinci Fasıl m.5’e göre: Sarkıntılık, sarhoşluk ve kumarbazlık suçlarından iki defadan fazla mahkum olanlara cürümde ısrar etmiş sayılacağından, nedamet ve tövbeleri hasıl oluncaya kadar Dersaadette ise kürek, taşrada ise prangabentlik cezası verilecektir. Beşinci Fasıl m.2’ye göre ise rüşvet suçuna 3 sene kürek cezası öngörülmüştür.
1851 CK Birinci Fasıl m.6’ya göre: “...siyaseten katle bedel müebbeden küreğe vaz’ı irade-i Cenab-ı Şahane’ye mufavvaz ola.” Bir aralık sadrazamlıkta bulunan Hüsrev Paşa rüşvet suçundan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkam-ı Adliye önünde yargılanarak kürek cezasına mahkum olmuştur.[128]
3-Kürek Cezasının Süresi: Kürek, hapis cezasında olduğu gibi, süresi önceden belirli, yani muvakkat[129] ve müebbet[130] veya süresiz hüküm (ıslah-ı nefs edinceye kadar, salah hali zahir oluncaya kadar)[131] olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Evrakta sahtekarlık ve hırsızlıkta yaklaşık 4 yıl, yankesicilik suretiyle hırsızlıkta 8 yıl, evine namahrem almak ve kalpazanlıkta 3 yıl, katl ile ithamda ise 2 yıl süreyle kürek cezası veriliyordu.[132] 1840 CK İkinci Fasıl, m.2’ye göre bağy suçunun cezası tazir nevinden olup, idam cezası verilirse Padişah onayıyla infaz edilebilir, idam cezası müebbet küreğe çevrilebilirdi. Karantina kurallarına uymayanlara müebbet kürek cezası veriliyordu.[133] Yine Ermenileri katolikleştirmek isteyen Ermeni rahiplerinin müebbet küreğe mahkum edildiğini görürüz.[134]
4-Usul: Çeşitli suçlardan dolayı yargılanan ve suçlu bulunan kimselerin cezalarının küreğe çevrilmesi doğrudan ülülemre (hükümdara) ait bir yetkidir. Bazen yargılayan hakim süresiz hüküm şeklinde hapis cezasına hükmediyor, bu hapsin kürek şeklinde çektirilmesine padişah adına Divan-ı Hümayun daha doğru bir ifade ile kazaskerler karar veriyordu.[135] Askeri sınıftan olanların (örneğin tımarlı veya toprak süvarileri de denen sipahiler ile hafif piyade demek olan azebler, akıncılar, yayalar, yörükler ve müsellemler icrai askeri sınıftandır) yargılanması ordu kadısı olan yerlerde bunlara, olmayan yerlerde ise Divan-ı Hümayuna ait olduğundan[136] mahalli şer’i mahkemelerde yargılanması mümkün olmadığı için bu sınıfa ait yargılama başından sonuna (yaptırımın tayinine) kadar başkentte yapılıyor, suçluların mahalli hakimlerce tutuklanıp gönderilmesi isteniyordu.[137] Yukarıda bahsi geçen ağır suçlara ait tazir cezaları olarak siyaseten katl cezası verilecek hallerde bu ceza küreğe çevrilebiliyor, bazen küreğe çevirme yetkisi taşradaki kadılara da devrediliyordu.[138] Küreğe mahkum edilenler veya hapsin infaz tarzı olarak kürek cezası belirlenenler, bulundukları hapishanelerden (taşradan ve İstanbul zindanından) Tersane-i Amire zindanına naklediliyor, gemisine kürekçi lazım olanlar ihtiyaçlarını bu merkeze bildiriyorlardı.[139]
1858 CK m.47’ye göre: “İdam cezasının küreğe ve kürek cezasının kalebentliğe, müebbet kalebentliğin nefy-i ebede ve muvakkat kalebentlik ile hapsin nefy-i muvakkate tebdili mutlaka irade-i mahsusa-i Hazret-i Padişahiye menuttur.” m.27’ye göre: muvakkat prangaya vaz olunacak veya kalebent olacak kişilere vasi tayin edilir. m.54 zeyline göre: hafifletici sebeplerin varlığı halinde kürek cezası hapse çevrilir.
5-Kürek Cezasının İnfazı: Hükümlerde genellikle suçluların küreğe konulmak üzere İstanbul’a gönderilmesi ve kaçmasının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması emredilmekte, bazen de küreğe mahkum edilenlerin İstanbul’a gelmeden doğrudan cezanın infaz edileceği yere gönderilmesi istenmektedir.[140]
Kürek cezası Tanzimat dönemi ceza kanunlarına da geçmiştir. Önceleri ölüm cezası verilen bazı suçlar (örneğin devlet memuruna silah çekme, eşkıyalık suretiyle yol kesme) 1840 CK’da (Dokuzuncu Fasıl m.3, On birinci Fasıl m.1) kürek cezasıyla karşılanmıştır.[141] “Kutta-ı tarik itlaf-ı nefs etmeden yalnız adam soymak fazihasına cesaret etmişlerse 7 sene küreğe vaz’...”
1840 CK Altıncı Fasıl m.2 ve 3’e göre, memurların maaşlarından başka bir ad ve vesile ile bir yerden para almaları yasaktır. Bu suçu işleyenlerden aldıkları para zorla da olsa tahsil edilir, bu kişiler memuriyetten müebbeden çıkarılır ve üç yıl kürek cezasına çarptırılırlar.[142]
1851 CK Birinci Fasıl m.13’e göre, taksirle adam öldürme suçunda sanık sabıkalı veya kötü şöhretli olan kimse ise, Şer’i cezaya ilaveten bir sene küreğe veya prangaya konularak cezalandırılır. İkinci Fasıl m.5’e göre, sarhoşluğu itiyat edinenler, İstanbul’da iseler iyi hali görülünceye kadar küreğe konulurlar. Üçüncü Fasıl m.2’ye göre, devlet memurlarının irtikap suçu sabit olursa suçun vahametine göre sürgün ve kürek cezaları verilir. 8 RA 1278/1861 tarihli Ceride-i Havadis’te verilen bir habere göre Selanik civarında eşkıyalık yapan Kosta, talimat-ı seniyyeye uygun olarak müebbeden, suça iştirak eden Yovan, Yorgi, İbliya ve Esinko nam şahısların dahi yedişer ve Aleksi’nin üç yıl müddetle Selanik’te küreğe konulmalarına hükmolunmuştur.[143]
1858 CK m.19 kürek cezasını: “Kürek, ayaklarında demir olduğu halde, hidemât-ı şâkkada kullanılmaktır...” şeklinde tarif etmiş, kanun bu cezayı müebbet (m.20) ve muvakkat olarak (m.21) ikiye ayırmış, muvakkat küreğin süresini 3-15 sene olarak belirlemiştir. Feri ceza olarak medeni hakları kullanamama (hacr), memuriyetten çıkarma ve teşhir cezaları da öngörülmüştür.[144]
Suçlunun ayaklarından başka yerine zincir vurmak yasaktır. Mahkumlar devlet işlerinde (özellikle inşaatlarda taş ve toprak taşımada) çalıştırılır.
İnfaz tarzını hükmü veren mahkeme belirlemez, infaz idaresince takdir olunurdu. Çalışmalarına karşılık ödenen ücret, önceleri yapılan masraflara karşılık, hükümet tarafından alınırken sonradan mahkuma ödenmeye başlanmıştır. Ödeme tahliye sırasında yapılırdı.
Cinayet suçlarının cezası olarak kürek, ikinci fasılda düzenlenmiştir. 5 yıla kadar muvakkat kürek, hüküm mahallinde infaz edilebilir (m.21); tutuklu kalınan süre, mahkumiyetten mahsup edilirdi.[145]
C-PRANGABENTLİK
Pranga, ağır suç işleyenlerin hapis cezasının mahkumun ayaklarına zincir bağlanarak infaz edilmesidir.[146] İslâm hukuku kitaplarında özellikle mükerrir suçluların, içki içerek mütecaviz sarhoşlukta ve gençlere tasaddide bulunan kişilerin hapsedilmesi ve ayaklarına demir ağırlıklar (pranga) bağlanarak kaçmalarının önlenmesi, tövbeleri zahir olup infaz mercileri tarafından buna kanaat getirilmesi halinde salıverilmesi, hem failler, hem ailesi, hem de toplum için daha yararlı olduğu gerekçesiyle önerilmiştir.[147]
Osmanlı hukukuna ilk olarak bir görüşe göre 1851 CK ile,[148] bir görüşe göre de 1858 Ceza Kanunu ile kürek cezasının infaz şekli olarak girdiği söylenen[149] bu yaptırım, aslında ilk olarak 1838 AsCK’da yer almış bulunmaktadır.[150]
İlk defa suç işleyenlerle mükerrir suçlulara farklı süreler prangabentlik cezası verilmiştir.[151]
1851 CK Birinci Fasıl m.5 ve 14’te: vaz’ı kürek ve pranga, m.13’te: küreğe veya prangaya, m.11’de: İstanbul’da ise küreğe, taşrada ise prangaya (konma) ifadeleri geçer.
m.13’e göre: taksirle adam öldürme suçuna (fail sabıkalı ise) prangaya vaz ile süfli hizmetlerde istihdam cezası,
m.14, adam öldürmeye azmettirme suçuna 1-5 sene, katilin muinine ise 1-3 sene vaz’ı kürek ve pranga.
m.16, memura mukavemet ve silah çekme suçuna 5 aydan 5 seneye kadar hidemat-ı süfliyede istihdam olunmak üzere pranga.
m.17, silahla müessir fiil suçuna 3 aydan 3 seneye kadar pranga.
İkinci Fasıl m.5’e göre de İstanbul’da ise küreğe, taşrada ise prangaya ifadesi yer alır.
Üçüncü fasıl m.11’e göre, 3 ay- 3 sene prangaya vaz ve süfli hizmetlerde istihdam. m.12’ye göre altı aydan 4 seneye kadar, m.13’e göre bir sene, m.19/2’ye göre adam öldüren çocuk veya köle olup, mağdur taraf kısas hakkında vazgeçmişse 1-5 sene, kasten müessir fiilde fail 3 ay-3 sene prangabentliğe mahkum edilir.
Hırsızlık suçunu itiyat haline getirenlerle,[152] silahla müessir fiil[153] ve yankesicilik suretiyle hırsızlığa teşebbüs suçlarına da prangabentlik cezası verilmiştir. Son suçla ilgili olay şöyle vuku bulmuştur: Nikola Yorki adlı bir şahıs Kavas İzzet Ağaya bir tokat atıp köstekli saatini almak üzere göğsünden tutmuş, saat zincirinin kırılması ve bir parçası failin eline geçmesine rağmen saati elde edememiş, bunun üzerine bıçak çekmek isterken mağdurun onu yere düşürmüş, bu sırada olay yerine gelen kol kavası tarafından yakalanıp karakola götürülmüş ve yargılama sonrası tanık beyanıyla suçu sabit görülüp cezası verilmiştir.[154]
Süresiz hüküm şeklinde prangabentlik cezasının verildiğine dair belge vardır.[155]
Prangabentlik cezası 1869 tarihli Askeri Ceza Kanunu ve daha sonraki özel kanunlarda da yer almıştır.[156]
Ağır maden işlerinde çalıştırma da hidemat-ı süfliyedir. Bu surette çalıştırılanlara cari ücret ödenir, ücretlerinden ihtiyaçları kadarı kendilerine verilir, borçları varsa ücretin bakiyesi bu borçların ödenmesinde kullanılır. Kalan miktar tahliye anında teslim edilir.
Kasten adam öldürme suçunda kısas hakkından vazgeçilmiş ve fail affedilmişse, diyet ödettirildikten başka fail prangabentlik cezasına çarptırılmıştır.[157]
Muvakkat prangabentlik cezası alanların bu sürelerini tamamlamaları halinde tahliye edilebilmeleri için kefil göstermeleri gerekir, kefil gösteremezler veya ıslah olmazlar ise süreleri uzatılır.[158] 1851 CK Üçüncü Fasıl m.13’e göre: “...Bir sene müddetle nefy ve tağrib ve prangabent olunup, eğer ki bu misilli eşhas müddet-i merkume içinde ıslah-ı nefs edip kendisinden emniyet hasıl ettirerek ahaliden kefil verebilirse sebili tahliye ve bu suretle salahı zahir olmadığı takdirde salah hali zahir oluncaya kadar müddeti temdit kılına.”
Taksirle adam öldürme suçunda da fail sabıkasız biri olup iyi halli olduğu tespit edilirse diyetle yetinilip başka ceza verilmemesi, sabıkalı veya kötü şöhretli biri ise ayrıca 1 sene müddetle prangabent olup, ücretinden kendine yetecek kadar verilip, artan miktarın diyetin ödenmesinde kullanılması örneğine de rastlarız.[159]
IV-SONUÇ
Hapis cezasının iki amacı vardır: Suçlunun uslandırılması ve toplumun korunması. Suçlu cezaevinde iken bir yandan eğitilir, çalıştırılır, topluma kazandırılmak amacıyla rehabilitasyon işlemlerine tabi tutulur. Eğer uslanırsa topluma entegre olmuş olarak döner, böylece toplum kendine düşman olarak kaybettiği bir bireyini geri kazanmış olur. Uslanmayacak olan suçlular ise, cezaevinde dört duvar arasında olursa, toplum içinde serbest dolaştığı gibi zarar veremez. Hapis cezasının ayrıca genel önleme (başkalarına ibret olma) özelliği de vardır.[160]
Osmanlı kanunnamelerinde ağırlıklı olarak suçlunun ekonomik durumuna göre ayarlanan para cezası yanında hapis cezasına da yer verilmiş, bu yaptırım bazen de feri ceza olarak öngörülmüştür (I. Selim Kanunnamesi, m.4/4, 8, 23). Kanunnamelerdeki hapis cezaları suçlunun uslanması şartına bağlı olarak verileceği için süresi önceden belirlenmemiş, genellikle süresiz hüküm uygulaması şeklinde olmuştur. Kalebentlik cezasının da hapsin bir türü olarak uslandırıcı özelliği vardır.[161]
Süreli hapis cezası Osmanlı hukukuna ilk olarak 1838 tarihli Askeri Ceza Kanununun kabulü ile girmiş, 1840 ve 1851 tarihli Ceza Kanunlarının, hapis cezasının etkin bir yaptırım olarak kabulünde önemli payları olmuştur. 1858 CK ile hapis, cezalar sisteminin temeli haline gelmiştir.
Suçlunun uslandırılmasında onun cezaevinde iken çalıştırılması önemli bir etkendir. Tarihin eski devirlerinden beri hapsedilen kişilerin gerek hapishanede yeni suç planları yapmasına engel olmak, gerekse onun gücünden devlet ve toplum lehine yararlanmak amacıyla çalıştırıldıkları işlere göre hapsin infaz tarzı çeşitlenmiş, Osmanlı uygulaması da bu çeşitlerden yararlanmıştır.
Fetva mecmualarında ve kanunnamelerde yer almayan, ancak arşiv belgelerinde çokça rastlanan kürek, hapis cezasının bir infaz şekli olup, hapse göre daha ağır bir ceza olarak kabul edilir. Bu ceza, suçluluğu hakim tarafından tespit edilen kimselerin cezalarının Padişah tarafından küreğe çevrilmesi şeklinde uygulanır, hapsin bir infaz tarzı olduğu için bu ceza da, süreli ve süresiz hüküm şeklinde verilirdi.
Ağır suçluların kaçmalarını önlemek amacıyla ayaklarında zincir ve ağırlıklarla hapsedilmesi ve ağır işlerde (hidemat-ı şâkka) çalıştırılması şeklindeki ceza türünün adı da prangabentlik idi.
Hapis ve sürgün cezalarını bünyesinde birleştiren kalebentlik, suçluların devletçe belirlenen kalelerin birinde hapsedilmesi olup kürek, prangabentlik ve hapis cezasına göre daha hafif sayılırdı. Çünkü kalebent mahkumları, eşlerini yanlarına alabilme, kale içindeki mabetlere gidebilme ve küçük çaplı üretim yapabilme gibi haklara sahipti.

KAYNAKLAR
I-Arşiv Belgeleri
Ayniyat Defteri No: 370.
Bab-ı Asafi Mektubi Kalemi Meclis-i Vâlâ (A.MKT.MVL) 2 Numara
Bab-ı Asafi Mektubi Kalemi Şurâ-yı Devlet (A.MKT.ŞD.) 3 Numara
BOA 3 Numaralı Mühimme Defteri
BOA 5 Numaralı Mühimme Defteri
BOA 113 Numaralı Mühimme Defteri
BOA Dosya Usulü İradeler Tasnifi (DUİT)
Cevdet Adliye
Cevdet Belediye
Cevdet Zaptiye
Ankara Şer’iyye Sicili
İstanbul Kadılığı No: 25.

II-Kitap ve Makaleler
AHMED REFİK: Onuncu Asr-ı Hicrî’de İstanbul Hayatı (1495-1591), İst. 1988.
_____________: Onikinci Asr-ı Hicrî’de İstanbul Hayatı (1689-1785), İst. 1988.
AKGÜNDÜZ Ahmet: Mukayeseli İslâm ve Osmanlı Hukuku Külliyatı, Diyarbakır, 1986.
___________: Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri, İst. 1990.
AKGÜNDÜZ Ahmet ve Ark: Şer’iyye Sicilleri, İst. 1989.
AKŞİT M. Cevat: İslâm Ceza Hukuku ve İnsani Esasları, İst. 1976.
AVCI Mustafa: “Osmanlı Hukukunda Tutuklama”, Yeni Türkiye Dergisi Osmanlı Özel Sayı-701, C: 31, Ank. 2001.
AYDIN M. Akif: Türk Hukuk Tarihi, İst. 1999.
BARDAKOĞLU Ali: “Hapis” DİA, C: XVI.
BARKAN Ö. Lütfi: XV ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Zirai Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları-I Kanunlar, İst. 1943.
BATMAZ E. Şükrü: “Osmanlı Devletinde Kale Teşkilatına Genel Bir Bakış”, OTAM, S:VII, Ank. 1996.
BAYINDIR Abdulaziz: İslâm Muhakeme Hukuku, İst. 1986.
BEHNESİ A. Fethi: el-Ukûbe fi’l-Fıkhi’l-İslâmi, Beyrut 1983.
_________: Mevsûatü’l-Cinaiye fi’l-Fıkhi’l-İslâmî, Beyrut, 1991.
BİLMEN Ö. Nasuhi: Hukuku İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiye Kamusu, İst. Ty.
BOZKURT Gülnihal:: Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, Ank. 1996.
CİN-AKGÜNDÜZ: Türk-İslâm Hukuk Tarihi, İst. 1990
DEDE CÖNGİ: Siyasetname, (Çev: Mehmet Arif Efendi) in: AKGÜNDÜZ, Osmanlı Kanunnameleri ve Şer’i Tahlilleri, C: IV. İst. 1992.
DÖNMEZER-ERMAN: Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, İst. 1994.
DURKHEIM Emile: Ceza Evriminin İki Kanunu (Çev: H. Topçuoğlu) Ank. 1966.
DÜZDAĞ Ertuğrul: Ebussuud Efendi Fetvâları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, İst. 1983.
EBU GUDDE Hasan: Ahkâmu’s-Sicni ve Muâmeleti’s-Sücenâ fi’l-İslâm, Kuveyt, 1987.
EBU YUSUF Yakub b. İbrahim: Kitabu’l-Harâc (Çev. A. Özek) İst. 1970.
GERBER Haim: “Osmanlı Hukukunda Şeriat, Kanun ve Örf 17. Yüzyıl Bursa’sı Mahkeme Kayıtları” (Çev: M. Akman), MÜHF Hukuk Araştırmaları, C:8, S:1-3, İst. 1994
GÖKCEN Ahmet: Tanzimat Devri Ceza Kanunları ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri, İst. 1989.
HEYD Uriel: “Eski Osmanlı Hukukunda Kanun ve Şeriat” (Çev: S. Eroğlu) AÜİFD, C:XXVI, Ank. 1983.
__________: Studies in Old Ottoman Criminal Law, Oxford, 1973.
HUSARİ Ahmet: es-Siyasetü’l-Cezaiyye fi Fıkhi’l-Ukubati’l-İslami’l-Mukaran, Beyrut, 1993.
İBN FERHUN İbrahim b. Ali: Tabsıratu’l-Hukkâm, Beyrut, 1995.
İBN KAYYIM el-Cevziye: et-Turuku’l-Hukmiyye, Kahire, 1977.
İmam Kâdı: Kitab-ı Gunya, (Haz: Muzaffer Akkuş) TDK Yayını, Ank. 1995.
İNALCIK Halil: “Adaletnameler”, Türk Tarih Belgeleri Dergisi, 1965, C:II, S:3-4
KARADENİZ Özcan: Roma Hukuku Dersleri, Ank. 1989.
KARAL Enver Ziya:Osmanlı Tarihi, Ank. 1988.
KARAMAN Hayrettin: Mukayeseli İslâm Hukuku, İst. 1982.
KÂSÂNİ Ebubekir: Bedâiu’s-Sanâi fi Tertibi’ş-Şerai’, Mısır, 1327.
KAZICI Ziya: Osmanlılarda İhtisap Müessesesi, İst. 1987.
MANTRAN Robert: 17. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul (Çev: M. A. Kılıçbay-E Özcan) Ank. 1990.
MENEKŞE Ömer: XVII. ve XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devletinde Hırsızlık Suçu ve Cezası, (MÜSBE Yayımlanmamış Doktora Tezi) İst. 1998.
MOLLA HÜSREV Muhammed b. Feramuz: Dureru’l-Hukkâm fî Şerhi Ğureri’l-Ahkâm, İst. 1978.
MUMCU Ahmet: Osmanlı Devletinde Rüşvet, İst. 1985.
________: Osmanlı Hukukunda Zulüm Kavramı, Ank. 1985.
________: Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, Ank. 1985.
________: Divan-ı Hümayun, Ank. 1986.
Mustafa Reşit, Mufassal Ceza Kanunu Şerhi, İst. 1341.
OĞUZOĞLU Yusuf: “Dizdar” DİA, IX/480-481.
ÖZKAYA Yücel: “Osmanlı İmparatorluğunda XVIII. yy. da Göç Sorunu”, AÜDTCF, Tarih Araştırmaları Dergisi, C:XIV, S:25, Ank. 1982.
PULAHA Selami-YÜCEL Yaşar: I. Selim Kanunnamesi, Ank. 1998.
SARIYILDIZ Gülden: “Karantina Meclisinin Kuruluşu ve Faaliyetleri”, Belleten, 58/222, 1994.
SCHACHT Joseph: İslâm Hukukuna Giriş, (Çev. M. Dağ-A. Şener), Ank. 1986.
SEVİĞ V. Raşit: Askeri Adalet, Ank. 1955.
SEYDİŞEHRİ Mahmut Esat: Tarih-i İlmi Hukuk, İst. 1331.
SOYASLAN Doğan: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ank. 1997.
ŞENEL Şennur: “Osmanlı Hukuk Sisteminde Suçlar ve Cezalar Üzerine-II”, Türk Hukuk Enstitüsü Dergisi, Ank. Şubat, 1997
TABAKOĞLU Ahmet: “Osmanlı Ekonomisinde Fiyat Denetimi”, İÜİFD, Sabri F. Ülgener’e Armağan, C: 43, İst. 1987.
TANER Tahir: Ceza Hukuku Umumi Kısım, İst. 1949.
TEKİN Yaşar: Şer’iyye Sicilleri Işığında Osmanlı Devletinde Ta’zir Suç ve Cezaları, MÜSBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İst. 1995.
ULUÇAY M. Çağatay: XVII. Asırda Saruhan’da Eşkıyalık ve Halk Hareketleri, İst. 1944.
UZUNÇARŞILI İ. Hakkı: Osmanlı Devleti Teşkilâtına Medhal, Ank. 1988.
___________: Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilâtı, Ank. 1988.
ZÖHRAP Krikor: Hukuk-u Ceza, İst. 1325.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !